| Her Müslümanın Yahudi dinine
ve Yahudilere bakış açısı Kuran'da bildirildiği şekilde olmalıdır.
Allah Kuran'da Yahudilerin tıpkı Hıristiyanlar gibi “Kitap Ehli”
olduklarını bildirmektedir. Yahudiler de Müslümanlar da aynı Allah'a
iman etmekte, Allah'ın gönderdiği peygamberlere sevgi ve saygıyla
itaat etmektedirler. Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yusuf, Hz. Musa,
Hz. Davud, Hz. Süleyman Yahudiler için ne kadar önemli ise, Müslümanlar
için de o kadar önemlidir. Müslümanların Yahudilere ve Hıristiyanlara
çağrısı ise Kuran'da şöyle bildirilmiştir: "Bize
ve size indirilene iman ettik; bizim İlahımız da, sizin İlahınız
da birdir ve biz O'na teslim olmuşuz." (Ankebut Suresi, 46)
Müslümanlarla Yahudiler arasında her türlü sosyal ilişki, adalet,
barış ve güvenlik çerçevesinde olmalı, Müslümanların, Yahudilere
karşı tutumu da her zaman için uzlaşmacı, bağışlayıcı ve hoşgörülü
olmalıdır.
Tarihin çeşitli dönemlerinde, Yahudiler pek çok
haksız zulme ve hatta soykırıma maruz kalmışlardır. Bu vahşetleri
hazırlayan ana öğe antisemitik ideolojilerdir. Antisemitizm, 20.
yüzyılda da pek çok felakete imza atmıştır. Genelde, Yahudi düşmanlığı
olarak anlaşılan bu terimin asıl manası Sami düşmanlığıdır, yani
Sami ırkından gelen, diğer bir ifadeyle semitik milletlere karşı
duyulan nefreti ifade eder. Semitik milletlere düşmanlığın asıl
nedeni ise, onlara vahyedilmiş bulunan İlahi dinlere karşı duyulan
nefrettir. Bir diğer ifadeyle Nazizm ve benzeri faşist ideolojilerde
görülen "Yahudi düşmanlığı", aslında "din düşmanlığı"dır.
Dolayısıyla antisemitizm, hiçbir Müslüman tarafından benimsenmesi
mümkün olmayan pagan bir öğretidir. Antisemitizmi savunan ve körükleyen
ideologlara baktığımızda ise, bu kişilerin putperest geleneklere
dönüşü savunan, yani savaşçı, acımasız, kan dökmekten zevk alan,
sınır tanımaz, barbar ahlaklı kişiler olduğunu görürüz. Bunlar,
peygamberlerin getirdiği, barışı, tevazuyu, sevgiyi, merhameti savunan
hak din ahlakına karşı olan kimselerdir. Bu gibi zalimlere karşı
Müslümanlar ve Yahudiler aynı saftadırlar. İslam dini dünyaya adalet
getirmeyi amaçlar ve her türlü ırkçılığı olduğu gibi antisemitizmi
de kınar. Müslümanlar tüm insanlar gibi Yahudilerin de barış ve
huzur içinde yaşama hakkını savunmaktadırlar. Tarih boyunca Müslümanların
bu ahlakları, Yahudilerin zorluk ve sıkıntı içinde oldukları çeşitli
dönemlerde İslam topraklarına sığınmaları ile neticelenmiştir. İspanya'dan
sürülen Yahudilere, Osmanlı İmparatorluğu kapılarını açmış ve yurtlarından
çıkarılan binlerce Yahudiyi Osmanlı barındırmıştır. Hıristiyan dünyasında
sık sık rastlanılan antisemit baskılara İslam topraklarında hiçbir
zaman rastlanmamıştır. İslam topraklarında, Yahudiler ve Müslümanlar
birarada, huzur ve güvenlik içinde kardeşçe yıllar boyunca yaşamışlardır.
Bu güvenlik ortamını sağlayan İslam ahlakıdır.
Bir Müslümanın Yahudilerle ilgili her düşünce
ve davranışında, bu gerçekleri göz önünde bulundurması gerekir.
Ancak Yahudilik ile Siyonizmi de birbirinden ayırmak gerekmektedir.
Filistin’de yıllardır durmak bilmeyen kavga ve savaşın, akan gözyaşının
ve kanın en önemli sorumlusu Siyonist ideolojidir. Ne var ki özellikle
Batı dünyasında Siyonizm gerçek anlamı ile tanınmamakta, Siyonist
ideolojinin gerçek planı bilinmemektedir. Batı'da çoğu insan –yanlış
bilgilendirmenin etkisiyle- Siyonizmin, Yahudilere bağımsız bir
yurt sağlamayı hedefleyen masum bir ideoloji olduğunu düşünür, hatta
bu nedenle kimi insanlar söz konusu ideolojiye sempati ile yaklaşırlar.
Oysa gerçek hiç de öyle değildir.
Siyonizmin
hedefinin Yahudilere bir vatan sağlamak olduğu ve Siyonistlerin
bu yönde mücadele verdikleri doğrudur. Ancak bu mücadele, tarihin
belki de en acımasız, en zalim yöntemlerinin kullanıldığı haksız
bir mücadeledir. 19. yüzyılda gelişen Siyonizm, Yahudilere bir yurt
sağlamak amacı ile yola çıkmış, bunun için Yahudiler tarafından
da kutsal kabul edilen Filistin topraklarını seçmiştir. Buraya kadar
makul ve meşru olan bu hedef, Filistin'de yaşayan Müslüman Arap
halkın yok sayılması ile birlikte, acımasız bir kolonileştirme ve
etnik temizlik projesine dönüşmüştür. Bu dönemde Siyonistlerin en
sık kullandıkları "topraksız bir halk için halksız bir toprak"
sloganı, gerçek dışı bir propagandadır. Çünkü o dönemde ne Yahudiler
topraksızdır, ne de Filistin toprakları halksız. Siyonistlerin Filistin'e
başlattıkları göç hareketi, Ortadoğu'da kargaşanın da başlangıcı
olmuştur. Çünkü Siyonistler yeni geldikleri bu topraklarda, bölgenin
halkı ile birarada yaşamak yerine, onları evlerinden çıkarmış, yurtlarından
sürmüşlerdir. Eğer Siyonist yöneticiler bu topraklara getirdikleri
Yahudilerin Filistin topraklarında yaşayan halklarla barış içinde
yaşamalarını sağlamış olsalardı, bu kaos ortaya çıkmayacaktı. Ancak
böyle olmamış, Siyonistler diğer dinleri ve milletleri hiç sayarak,
Vaat Edilmiş topraklar olarak nitelendirdiği geniş bir bölgeyi hakimiyetleri
altına almayı hedeflemişlerdir. Bunun için de zalimce yöntemlere
başvurmuşlardır. Dahası Siyonizmin planları yalnızca Ortadoğu ile
sınırlı değildir. Siyonizm dünya hakimiyeti hedefinde olan din dışı
ve ırkçı bir ideolojidir, dolayısıyla tüm dünya barışını tehdit
etmektedir. Siyonist ideolojinin Yahudiler için çizmiş olduğu harita
çok geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır. Theodore Herzl’in 1897’de
Siyonist Kongre’de yapmış olduğu bir konuşmada bu coğrafyanın ‘kuzey
sınırları Kapadokya’daki dağlara, güney sınırları ise Süveyş kanalına’
dayandırılmaktadır.1 İsrail
devletinin kurucularından Ben Gurion ise, Siyonizmin hedefi olan
sınırları şöyle tanımlamıştır:
Filistin'in bugünkü
haritası İngiliz manda yönetimi tarafından çizilmiştir. Yahudi
halkının, gençlerimizin ve yetişkinlerimizin yerine getirmeleri
gerken bir başka harita daha var; Nil'den Fırat'a kadar.2
Görüldüğü gibi eğer Siyonizm sadece Yahudilere
bir yurt edinmeyi amaçlasaydı, meşru bir hareket olurdu. Ancak Siyonizm
sömürgeci ve işgalci bir projeye dönüşerek bu haklı talepten uzaklaşmıştır.
İslam dini nasıl ki ırkçı bir ideoloji olan antisemitizmi
kabul etmiyorsa, aynı şekilde yine ırkçı bir ideoloji olan Siyonizmi
de kabul etmemektedir. Ancak şu unutulmamalıdır ki, dünya üzerindeki
her Yahudi Siyonist değildir. Nitekim Siyonizmin insanlık suçlarına
karşı çıkan, bunları kıyasıya eleştiren, İsrail'in tüm işgal ettiği
topraklardan derhal çekilmesini savunan, İsrail'in her türlü milletin
ve kimliğin birarada ve eşit olarak yaşayabileceği özgür bir devlet
olmasını savunan pek çok Yahudi vardır. Bu nedenle Müslümanların
Siyonizm'e haklı olarak karşı çıkarken, bu gerçekleri de göz önünde
bulundurmaları, yapılan eleştirilerin Yahudilere değil Siyonizme
yönelik olduğunu çok iyi bilmeleri gerekmektedir. Çünkü eğer bir
insan, Siyonizmin suçları nedeniyle, masum Yahudi insanları eleştirir
ve incitirse, adaleti çiğnemiş olur. Siyonist ideolojinin haksız
işgal ve saldırıları nedeniyle, dünya üzerindeki farklı Yahudi cemaatlerini,
örneğin ülkemizdeki Yahudi inancına bağlı vatandaşlarımızı kınarsa,
yine adaleti çiğnemiş ve hata etmiş olur. Siyonist ideolojiyi benimseyenlerin
saldırı ve işgallerine karşı, İsrail'in sivil vatandaşlarını hedef
alan terör eylemleri düzenlerse, adaletten tamamen sapmış, masum
insanları hedef alarak çok büyük bir günah işlemiş olur.
Kuran’da Yahudilerin Hz. İbrahim’in soyundan gelen
ve Allah'ın kıymetli elçilerinin de soyu olan mübarek bir nesil
olduğu bildirilir. Kuşkusuz Yahudilerin dünyanın istedikleri yerine
göç etmeleri ve orada kendilerine yeni bir yurt kurmaya çalışmaları
son derece haklı bir taleptir. Bu nedenle de Yahudilerin, kendileri
için kutsal olan topraklarda yaşamak istemeleri onların en doğal
haklarıdır. Gelmiş geçmiş tüm atalarının mezarları bu topraklardadır
ve bu topraklar onlar için çok büyük bir anlam taşımaktadır. Nitekim
Kuran’da Allah İsrailoğulları’nı yaşadıkları bu topraklarda yerleşik
kıldığını bildirmektedir:
Dediler ki: "Eğer seninle birlikte
hidayete uyacak olursak, yerimizden (yurdumuzdan ve konumumuzdan)
çekilip-kopartılırız." Oysa Biz onları, Kendi Katımız'dan bir
rızık olarak herşeyin ürününün aktarılıp toplandığı, güvenli bir
haremde yerleşik kılmadık mı? Fakat onların çoğu bilmiyorlar. (Kasas
Suresi, 57)
Ayette de bildirildiği gibi Allah Yahudileri bu
topraklarda yerleşik kılmıştır ve Yahudilerin Filistin topraklarında
özgürce yaşama hakları vardır, Müslümanların ve Hıristiyanların
da olduğu gibi. Ancak buraya kadar makul ve meşru olan bu hedef,
Filistin'de yaşayan Müslüman Arap halkın yok sayılması ile birlikte
meşruiyetini kaybetmiştir. Yıkıcı ve şiddete dayalı bir ideolojiye
dönüşen Siyonizm asırlardır söz konusu topraklarda yaşamakta olan
insanların zorla ve baskıyla evlerinden, topraklarından çıkarılmasına
neden olmuştur. Yurtlarını terk etmek istemeyenler ise acımasızca
katledilmiştir. İşte Siyonizmi haksız kılan budur.
---------------------------------------------
1 Theodore Herzl,
The Complete Diaries of Theodore Herzl, cilt 2, sf. 711
2 Yosef Heller, The Struggle for
the State: Zionist Diplomacy of the years 1936-48 (Jerusalem 1985,
Jewish Agency protocols, Hebrew); http://www.zmag.org/chomsky/dd/dd-after-s13.html#FN43
[Sayfa Başı] [Ana Sayfa] |